Onlar yola koyulduklarında ticaret yollarının kesiştiği, deniz kavimlerinin buluşma noktası, Kenan diyarının kozmopolit toprağı Ugarit ülkesinin en bereketli liman kenti Suksi’de hareketli günlük yaşam çoktan başlamıştı. Alaşiya’ dan Minos ve Miken’den gelen kürekli pentekonteralar ve yelkenli kadırgalar, şarap ve zeytinyağı depolarını boşaltıp, yerine tahıl ve tuz çuvallarıyla, keten balyalarını çoktan istiflemişlerdi. Mobilya satıcıları, insan takası için ellerini ovuşturmaya başladıklarında Kilikya’dan gelen insanlığın yüzkarası esir tüccarları da esaret altındaki bu çaresiz insanları liman çarşısına indirmiş, hekim nezaretinde satışa hazırlıyordu. Çok geçmeden bu zavallılar limana yakın bir noktada sahilin birkaç palmiye ağacından oluşan gölgelikli köşesine doğru çekilmek üzere esir tüccarlarının himayesindeki zalim hadımların uzun kamçılarından çıkan seslerin yankısıyla yürüyüşe geçtiler. Sıcak havaya rağmen erkek esirler kilitli tahta boyunduruk altında, kadın ve çocuk esirler ise ayak bileklerinden zincirlerle bağlanmış prangalarla güçlükle ilerliyorlardı. Ratenga ve Zaliyanu, Namni Dağının serinliği ile insanların arasına karışmışlar, o çok merak ettikleri esir pazarında soluğu almışlardı. Sessiz, temkinli tavırlar ve tecessüs dolu gözlerle onları yücelten, ölümsüzlüklerine ömür katan yozlaşmış insan müsveddelerine bakıyorlardı. Güneşin en dik olduğu saatlerde satış başlamış, Kizzuvatnalı kısır tüccar da galeride yerini almıştı. Tüccarın, kısırlığı için görünmediği hekim, gitmediği büyücü kalmamıştı. Kâhinin dediğine göre artık tek çare vardı; o da bir insan ve onun çocuğunu kansız bir şekilde kurban etmekti. Büyücünün dediğine göre Hatti halkından günahkâr bir kadın ile günahsız bir kız çocuğunu kurban ederse, karısı kendi kanından bir çocuk doğurabilirdi. Zira karısı Hatti soyundandı. Kaneşli şarkıcı Kaşkasepa ve küçük kızı Zeyşel esir pazarında göz yaşları içerisinde satılmayı beklerken, Kaşkasepa ağıtlar yakıp, şarkılar mırıldanarak, vicdan sahibi iyi niyetli bir alıcının kendilerine talip olması için tanrılara yalvarıyordu. Kendi gibi Kaşkalı olan savaşçı kocasının ölümünden sonra şarkıcılığa başlamış, içki sofralarında eğlendirici rolüyle yerini almış, üstelik asi ruhlu, ahlaksız bir bezirgandan hoşlanıp ona inanınca kendini ve kızını ona teslim etmişti. Böylece kendi kaderini esir tüccarlarının ellerine vermişti. Kısır tüccar Gordion ve kâtibi, Kaneşli şarkıcı Kaşkasepa ile küçük kızı Zeyşel’i gözlerine çoktan kestirmişlerdi. Belli ki Kizzuvatnalı tüccar bir kese altına bu Kaneşli ana kızı almaya niyetlenmişti. Üstelik her ikisini de sunakta kurban olarak adamak üzere… Kendi aralarında konuştukları lisanı bulundukları yerin halkı anlamasa da Ratenga ve Zaliyanu insanüstü varlıklar olduğu için konuştuklarını anlamış ve dehşetle birbirlerinin gözlerine bakarak, şaşkınlıklarını gizleyememişlerdi. Aslında dehşete düşmeleri, ölümsüzlük şarabından tatmış ilâhlar olarak onlar için yersizdi. Yine de vicdanlarını rahatsız eden bu tablo karşısında kendi aralarında kimsenin anlayamayacağı bir dille konuştular. Tüccar Gordion, Kaneşli şarkıcıya adını sorduğunda cevap olarak aldığı Kaşkasepa adıyla irkildi. Bu kadının Anadolu’nun kuzeyindeki Kaşka halkından geldiği belliydi. Açıkgöz esir satıcısı kısır tüccara “Niyetini anladığı için sana yalan söylüyor; adı Neşa” dedi ise de onu pek ikna edemedi. Yine de kadının kolundaki Hatti dövmesini görmesiyle kafası daha da karışan tüccar, kâtibiyle birlikte durumu değerlendirmek üzere bir süreliğine galeriden uzaklaştı. Döndüklerinde her şey için çok geçti. Kaşkasepa ve Zeyşel, Doğu Akdeniz’in tuzlu, sıcak dalgalarında seyreden, Ratenga ve Zaliyanu’nun eşi benzeri bulunmayan, dümeni içerden, sancak kısmından kamaralı, derin salmalı, küçük yelkenlileriyle rüzgâra doğru yol alıyorlardı. Ürkütücü enerjileriyle insan gibi görünmek isteseler de onlara benzemeyen bu acayip kılıklı çift ile meçhule giderlerken ana, kız tedirgindi. Güneşin ufuk çizgisine yaklaştığı gün batımından önce kendilerine verilen amforadan içtikleri suyla derin ve uzun zaman sürecek rüyasız bir uykuya daldılar.
Onlar yola koyulduklarında ticaret yollarının kesiştiği, deniz kavimlerinin buluşma noktası, Kenan diyarının kozmopolit toprağı Ugarit ülkesinin en bereketli liman kenti Suksi’de hareketli günlük yaşam çoktan başlamıştı. Alaşiya’ dan Minos ve Miken’den gelen kürekli pentekonteralar ve yelkenli kadırgalar, şarap ve zeytinyağı depolarını boşaltıp, yerine tahıl ve tuz çuvallarıyla, keten balyalarını çoktan istiflemişlerdi. Mobilya satıcıları, insan takası için ellerini ovuşturmaya başladıklarında Kilikya’dan gelen insanlığın yüzkarası esir tüccarları da esaret altındaki bu çaresiz insanları liman çarşısına indirmiş, hekim nezaretinde satışa hazırlıyordu. Çok geçmeden bu zavallılar limana yakın bir noktada sahilin birkaç palmiye ağacından oluşan gölgelikli köşesine doğru çekilmek üzere esir tüccarlarının himayesindeki zalim hadımların uzun kamçılarından çıkan seslerin yankısıyla yürüyüşe geçtiler. Sıcak havaya rağmen erkek esirler kilitli tahta boyunduruk altında, kadın ve çocuk esirler ise ayak bileklerinden zincirlerle bağlanmış prangalarla güçlükle ilerliyorlardı.
Ratenga ve Zaliyanu, Namni Dağının serinliği ile insanların arasına karışmışlar, o çok merak ettikleri esir pazarında soluğu almışlardı. Sessiz, temkinli tavırlar ve tecessüs dolu gözlerle onları yücelten, ölümsüzlüklerine ömür katan yozlaşmış insan müsveddelerine bakıyorlardı. Güneşin en dik olduğu saatlerde satış başlamış, Kizzuvatnalı kısır tüccar da galeride yerini almıştı. Tüccarın, kısırlığı için görünmediği hekim, gitmediği büyücü kalmamıştı. Kâhinin dediğine göre artık tek çare vardı; o da bir insan ve onun çocuğunu kansız bir şekilde kurban etmekti. Büyücünün dediğine göre Hatti halkından günahkâr bir kadın ile günahsız bir kız çocuğunu kurban ederse, karısı kendi kanından bir çocuk doğurabilirdi. Zira karısı Hatti soyundandı.
Kaneşli şarkıcı Kaşkasepa ve küçük kızı Zeyşel esir pazarında göz yaşları içerisinde satılmayı beklerken, Kaşkasepa ağıtlar yakıp, şarkılar mırıldanarak, vicdan sahibi iyi niyetli bir alıcının kendilerine talip olması için tanrılara yalvarıyordu. Kendi gibi Kaşkalı olan savaşçı kocasının ölümünden sonra şarkıcılığa başlamış, içki sofralarında eğlendirici rolüyle yerini almış, üstelik asi ruhlu, ahlaksız bir bezirgandan hoşlanıp ona inanınca kendini ve kızını ona teslim etmişti. Böylece kendi kaderini esir tüccarlarının ellerine vermişti.
Kısır tüccar Gordion ve kâtibi, Kaneşli şarkıcı Kaşkasepa ile küçük kızı Zeyşel’i gözlerine çoktan kestirmişlerdi. Belli ki Kizzuvatnalı tüccar bir kese altına bu Kaneşli ana kızı almaya niyetlenmişti. Üstelik her ikisini de sunakta kurban olarak adamak üzere… Kendi aralarında konuştukları lisanı bulundukları yerin halkı anlamasa da Ratenga ve Zaliyanu insanüstü varlıklar olduğu için konuştuklarını anlamış ve dehşetle birbirlerinin gözlerine bakarak, şaşkınlıklarını gizleyememişlerdi. Aslında dehşete düşmeleri, ölümsüzlük şarabından tatmış ilâhlar olarak onlar için yersizdi. Yine de vicdanlarını rahatsız eden bu tablo karşısında kendi aralarında kimsenin anlayamayacağı bir dille konuştular.
Tüccar Gordion, Kaneşli şarkıcıya adını sorduğunda cevap olarak aldığı Kaşkasepa adıyla irkildi. Bu kadının Anadolu’nun kuzeyindeki Kaşka halkından geldiği belliydi. Açıkgöz esir satıcısı kısır tüccara “Niyetini anladığı için sana yalan söylüyor; adı Neşa” dedi ise de onu pek ikna edemedi. Yine de kadının kolundaki Hatti dövmesini görmesiyle kafası daha da karışan tüccar, kâtibiyle birlikte durumu değerlendirmek üzere bir süreliğine galeriden uzaklaştı. Döndüklerinde her şey için çok geçti. Kaşkasepa ve Zeyşel, Doğu Akdeniz’in tuzlu, sıcak dalgalarında seyreden, Ratenga ve Zaliyanu’nun eşi benzeri bulunmayan, dümeni içerden, sancak kısmından kamaralı, derin salmalı, küçük yelkenlileriyle rüzgâra doğru yol alıyorlardı. Ürkütücü enerjileriyle insan gibi görünmek isteseler de onlara benzemeyen bu acayip kılıklı çift ile meçhule giderlerken ana, kız tedirgindi. Güneşin ufuk çizgisine yaklaştığı gün batımından önce kendilerine verilen amforadan içtikleri suyla derin ve uzun zaman sürecek rüyasız bir uykuya daldılar.
Şafak Sökerken 142 dakikalık 2023 yapımı italyan dönem draması filmi. 1950'lerin Roma'sında hevesli bir figüranın kariyerindeki uzun,endişeli ve tehlikeli bir geceyi anlatıyor.
Dörtlü Kitap Seti
Yazar: Ali Kayacan
Set İçeriği:
Satış Labirenti -Satış Yönetimi Kitabı
Pandispanya ile Paşa Çayı -Anı Portre
Merhaba Genç Adam -Roman
Ömer'in Hikâyesi - Roman
https://www.stoktankitap.com/satis-labirenti-ve-novella-seti-1-p248529
Dede Korkut Hikâyeleri -Hazırlayan : Erçağın Akbal
Kitap Oğuz Türklerinin bilinen 12 epik hikâyesini anlatıyor. Hikâyelerin hepsinin bir toyla başlaması eski bir Türk geleneğinin göstergesidir. Çocuklara isim verilirken yaptıkları işin gözetilmesi de eski bir Türk geleneği olarak kabul edilmelidir.
Endüstriyel Satışta Kampanyaların Püf Noktası
Çoklu ürün paketi içeren satış kampanyası teklifleri, var olan müşterilerin satışlarını arttırmasına…
Tekli ürün içeren satış kampanyası teklifleri, yeni müşterilerin kazanılmasına…
İskonto ve vadeler var olan müşterilerin satışlarını arttırmasına…
Paket ve hediyeli ürün ise, yeni müşterilerin kazanılmasına katkı sağlayacak parasal tekniklerdendir.
Ali Kayacan Eğitmen,Yazar,Sınav Değerlendirici
Ali Kayacan Türkiye’nin satış ve pazarlama eğitimleri alanında derin bilgisi ve tecrübesiyle tanınan, saygı duyulan bir profesyoneldir.
Alanında uzmanlığa ve geniş bir tecrübeye sahip olan Kayacan, Satış Labirenti, Satış Reçeteleri, Satış Ansiklopedisi gibi satış üzerine yazılmış önemli kitapların yazarıdır.
Deka Eğitim ve Danışmanlık şirketinin kurucusu olan Ali Kayacan satış ve pazarlama eğitmeni olarak hizmet vermektedir.